Cuma Hutbesi
EVLAT TERBİYESİ VE DİNİ İLİMLERİN TAHSİLİ
28 Ağustos 2026
استعيذبالله: يَا اَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَايَعْصُونَ اللهَ مَا اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَايُؤْمَرُونَ (تحريم، آيت 6)
قال رسول الله صلعم: أدِّبُوا أَوْلَادَكُمْ عَلَى ثَلَاثِ خِصَالٍ : حُبِّ نَبِيِّكُمْ، وَحُبِّ أَهْلِ بَيْتِهِ، وَقِرَاءَةِ الْقُرْآنِ ، فَإِنَّ حَمَلَةَ الْقُرْآنِ فِي ظِلِّ اللهِ يَوْمَ لَا ظِلَّ إِلَّا ظِلُّهُ مَعَ أَنْبِيَائِهِ وَأَصْفِيَائِهِ (أورده السيوطي في الجامع الصغير ص 25)
Muhterem müslümanlar!
Bugünkü hutbemiz “Evlat Terbiyesi” hakkındadır.
Arapça bir kelime olan terbiye; büyütme, yetiştirme, eğitme manalarına gelir. Her millet kendi inancına, kültürüne, geleneğine göre evladını terbiye eder. Bir Müslüman için de evladını İslam ahlakı üzerine terbiye etme zarureti vardır.
Çocuklarımız hem istikbalimiz hem de Allah’ın bize emanetidir. Emanete riayet etmeyecek olursak Allah katında mesul olduğumuz gibi, kendimizin ve evladımızın istikbalini karartmış oluruz.
Mevla’mızın Tahrim Suresinin 6. Ayet-i Kerime’sindeki şu hitabına kulak verelim:
“Ey îman edenler, gerek kendinizi gerek ailenizi öyle bir ateşten koruyun ki onun yakacağı insanlar ve taştır. (O ateşin) üzerinde iri gövdeli, sert tabiatlı melekler vardır ki onlar Allah’ın kendilerine emrettiği şeylerde asla isyan etmezler. Neye de memur edilirlerse yaparlar.”
Cehennem ateşinden korunabilmek için Allah’ın emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçınmak icap eder. Merkezinde Allah korkusu olmayan hiçbir terbiye, kişiyi kâmil insan yapamaz. Dünyayı kazanmaya yarasa da ahireti kaybetmekten kurtaramaz.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Hadis-i Şerif’lerinde evlat terbiyesinde hangi değerleri göz önünde bulundurmamız icap ettiğini şöyle beyan buyurur:
“Çocuklarınızı üç haslet üzere terbiye ediniz! Peygamberinizin ve onun ehl-i beytinin sevgisi, bir de Kur’an okuma. Muhakkak Kur’an’ı (öğrenip) ona sahip çıkanlar, Allah’ın (arşının) gölgesinden başka gölgenin bulunmadığı (mahşer) gününde peygamberler ve Allah’ın seçkin kulları ile birlikte o gölgede olacaklardır.”[1]
Evlat terbiyesinin üç mühim ayağı vardır; aile, okul ve toplum. Günümüzde okullar, çocuklarımıza dünyalık bilgileri veren müesseselerdir. Toplum, bir başka ifade ile çevre maalesef dini hassasiyetten uzak, hatta bazı kesimleriyle uzak durulması gereken ve kötülüğü aşılayan durumundadır. Bunun içindir ki çocuklarımızı kötü arkadaşlardan, zararlı neşriyattan ve alışkanlıklara mübtela insanlardan uzak tutmaya gayret etmeliyiz. Bu durumda en mühim vazife aileye düşmektedir.
Muhterem Mü’minler,
Terbiyede doğru neticeye ulaşabilmek için kullanılan metodun da doğru olması icap eder. Bunlara kısaca bakacak olursak Müslüman, içinde şiddet ve sertlik olmayan bir metodu uygulamalıdır. Zira şiddet ve sertlik nefreti meydana getirir. Halbuki İslam muhabbet ve nezaket dinidir.
Müslüman hem içinde bulunduğu cemiyete hem de evladına karşı örnek insan olmalıdır. Doğruluk, dürüstlük, ibadet, nezaket ve temizlik bakımından evladına örnek olan kişinin sözü şüphesiz daha tesirli olacaktır.
Peygamber Efendimiz’in de (s.a.v.) ifade buyurdukları gibi “Her doğan çocuk yaratılışındaki temizlik üzere doğar.”[2] Bir başka rivayette ise “İslam fıtratı üzere doğar.” Çocuğun fıtratı bozulmadan onu koruyabilmek için hem aile olarak vazifemizi yerine getirmeli hem de onu mutlaka dini tahsilini ikmal ettirecek müesseselere teslim edip İslam terbiyesini hocadan almasını temin etmelidir. İslam Kültür Merkezleri Birliği’nin camilerindeki yaz kurslarının özellikle büyük bir fırsat olduğunun şuurunda olarak çocuklarımızı mutlaka dini ders tahsili için gönderelim.
Şu hadis-i Şerif’deki müjdeye de kulak verelim:
“İnsan öldüğü zaman ameli kesilir (amel defteri kapanır) ancak üç şeyden (dolayı kapanmayan amel defteri) müstesna: Sadaka-i cariye, kendisi ile faydalanılan ilim ve kendisi için dua eden salih evlat.”[3]
Topluma faydalı olacak, kişinin arkasından rahmet okuyacak ve okutturacak böyle salih bir evlada sahip olmayı kim istemez ki…
[1] Suyuti, Camiü’s Sağir c. 1, s. 114
[2] Sahih-i İbn-i Hıbban, 129
[3] Müslim, Vasiyyet 14.